Thursday, November 05, 2009

karamelli kurabiye ve soya kiymali borek

ne kadar garip bir isim oldu degil mi? :)
gectigimiz hafta, annemin ankara'ya gidecek olmasini bahane edip borek ve kurabiye yaptim.
kurabiyeyi yaparken (esmer seker bittigi icin) beyaz seker kullandim, ve daha onceki kurabiyelerim fazla sekerli oldugu icin miktari yariya indirdim. ama diger olculeri dogru kullanmama ragmen hamur biraz yogun oldu. sonra da hamuruna ufak ufak parcalara bolunmus ulker rodeo kattim (karamel ve fistik parcalari iceriyor). tadi kurabiyeden cok scone'a benzemis, onun icin ben biraz hayalkirikligi yasamistim ama karameller guzel erimis ve yiyenler cok begendi.


bir de firini acmisken borek yapayim dedim, soya kiymasi, sogan, biber ve havuc kullanarak bir karisim yapip yufkalarin icine koydum, pisirdim (daha dogrusu annem yardim etti). kiymali harc bittikten sonra da arta kalan yufkalara beyaz peynirli harc koydum. tadi guzel oldu, ama tabi ki patatesli borek kadar degil :)

Saturday, October 31, 2009

sansli dogan insanlar

annem ankara'ya gittigi icin evde kediyle yalnizim. 2 gundur yagmur yagiyor disarida, bugun iyice kuvvetlendi, hatta "marmara'da siddetli firtina olacak" uyarilari yapildi. bizim sitenin isitma sistemi merkezi oldugu icin blok yoneticisi istedigi zaman kaloriferleri aciyor, ve dun aksam ilk defa 2-3 saatligine kaloriferler yandi, biz de kediyle isindik. bu sabah da 10'a kadar yakmislar petekleri, sabah uyandigimda ev sicacikti. sonra kediyi kucagima aldim (hayvan hic sevmiyor kucakta durmayi ama 1 dakika kadar tutabiliyorum), camdan disari baktik birlikte, ve ne kadar sansli oldugumuzu dusundum.

kuru, sicak evimiz var. disarida firtinalar koparken biz huzur icinde, hayatta kalma kaygisi cekmeden, yedigimiz onumuzde yemedigimiz arkamizda yasayabiliyoruz. bu boyle olmayabilirdi. evsiz bir ailenin cocugu olabilirdim, veya ailem evini sonradan kaybetmis olabilirdi. para kazanabilmek icin egitimimden odun verilebilirdi, karda kista, zor sartlar altinda fabrikalarda veya konfeksiyon atolyelerinde calisiyor olabilirdim. saglik sigortam olmayabilirdi, emeklilik fonum olmayabilirdi. evde bir hayvan besleme, barinaklara yardim etme gibi bir luksum olmayabilirdi. evde internet, surekli sicak su, kablolu televizyon gibi olanaklarim olmayabilirdi. havanin kotu oldugu zamanlarda duraga kadar 15 dk yurumek yerine taksiye binmek gibi bir secenegim olmayabilirdi.

evet, sanirim sansli dogan insanlardan biriyim.

lutfen barinak gonulluleri dernegine bagis yapin. bahcesehir barinagi sular altinda kaldiginda cok yardimlari dokundu, ve kis aylarinda hayvanlari sicak ve kuru tutabilmek icin ekstra harcama yapmalari gerekiyor. ustelik bagislarinizi karsiliksiz birakmiyor, yaninda t-shirt, poster veya kahve kupasi hediye ediyorlar: http://www.bgd.org.tr/bagis/bagis.html

yazmaya basladigimda boyle duygusal olacagini tahmin etmemistim, ama oyle cikti nedense. (gecen aksam cnbce'de sylvia filmi vardi belki onun etkisi olmustur.) neyse, isimin basina geri donmem lazim. persembe gunu sunumum var :/ kitap fuari'na gitmek istiyorum bu sene, ama bu haftasonu olmayacak. onumuzdeki cumartesi olabilir belki...

Sunday, October 25, 2009

stalker much?

evet, beni taniyanlar bilir, bos zamanlarimda insanlari (tanidigim ve tanimadigim) sanal ortamda stalk etmek hobilerim icinde yer alir. google reader'imda (hemen bakiyorum bi saniye) yazarini tanimadigim/yazari beni tanimayan ve "lolcats" gibi iyi bilinen bloglar olmayan tami tamina 32 subscription var! bunlari nasil buldun derseniz de, bazilari facebook'taki arkadaslarimin (mind you, facebook'ta arkadasim demek gercek hayatta da arkadasim demek olmuyo. fb'takilerin yarisindan coguyla yuzyuze tanismisligim yoktur) profillerindeki webpage'lerden bulunma, bazilari arkadaslarimin onerisiyle eklediklerim, bazilari old crush'lari google etmem sonucu buldugum sayfalar, vs. vs... bu normal bisey mi bilmiyorum aslinda. yani, easily googleable ve accessible (albeit personal) website'lari okumak normal midir? yoksa ben creepy bir pervert mi sayiliyorum?

ornek verelim: fb'tan arkadasim olan ama yuzyuze tanismadigim, benimle ayni okuldan mezun olan birinin blog'una subscribe etmistim ve yeni seyler yazdikca okuyodum. sonra bir gun sans eseri karsilastik, tanistik, muhabbet ettik. ve ben muhabbet esnasinda blogunu okudugumu soyledim ona. ve yuzunde anlik bi saskinlik ifadesi belirdi. ama iste, anlayamadim acaba korku dolu bi saskinlik miydi, yoksa flattered bi saskinlik miydi, yoksa sadece unexpected bi saskinlik mi. sonra da nasil davranacagimi bilemedim. bilmem anlatabiliyo muyum... sanirim socially awkward dedikleri bu oluyo :/

yine blog'dan blog'a atlarken gordugum (tanimadigim) birinin yazisinda "stuff i like" diye bi liste vardi ve maddelerden biri "understanding something about science and feeling like the man who invented fire" gibi biseydi ve birden madalyonun oteki yuzunu gormus oldum! yani, ben hep keske scientist olmayan insanlarla (ornegin yazarlarla, sanatcilarla, vs.) ayni intellectual seviyede konusabilsem, keske soyledikleri terimler, verdikleri referanslar kafamin ustunden ucup gitmese diye dilemisimdir, ama meger onlar da bilimadamlari icin ayni seyi soyluyomus (ya da ben kendimi kandiriyorum, emin degilim) :)

dun aksam inanc'tan arkadaslarla bulustuk, ve ben yine homesick oldum. click etmek icin ugrasmak zorunda olmamak, kimsenin birbirine hava atmaya calismadan konusabilmesi, kendini one cikartmak icin baskalarina laf sokmayi meziyet sanan insanlarin olmamasi... hepsi ozledigim seyler... neyse yaa mizmizlanmiycam, ve "dun aksam cok iyi vakit gecirdim" diyerek noktayi koyucam.

sabanci'da da sanat tarihi dersi veren bi hocayi bikac kisi cok ovdu bana, sonra eksi sozluk'ten baktim orada da ove ove bitirememisler adami. lecture saati de bana uyuyordu, gecen hafta gidip dinledim adami. ve anlattiklari kadar varmis ona karar verdim. adam zaten elegant, charismatic ve eloquent, bi de ustune benim ilgimi ceken bi konudan bahsedince, bi de bunu passionate bi sekilde yapinca ben de tav oldum! artik her hafta gidip dinlemeyi planliyorum bakalim :)

neyse, cok zaman harcadim yine. odevlerim var hayvan gibi, ama pazar pazar, hic calisasim yok :/ kedi de benim yorganin ustunde bana nispet yapar gibi misil misil uyuyo. neyse. muslili kurabiyeden sonra chocolate chip kurabiye de yaptim. millet begendi ama ben baska tarif bakicam chocolate chip icin.

muslili kurabiyeler:

kabartma tozu paketinin arkasindaki tariften yaptigim pogaca:

bu da son yaptigim chocolate chip:

Tuesday, October 20, 2009

kedi kopek derken saat 2 olmus

su siralar cok sik kendi kendime tekrarladigim bi cumle var: "allahim, 27 yasina geldim, hala ders aliyorum! ne zaman biticek bu cile!" diye yakiniyorum... aslinda bu kadar mizmizlanmazdim normalde, ama aldigim ders benim konumla uzaktan yakindan alakasi olmayan, hocalarin zorlamasi sonucu almak zorunda kaldigim bi ders. ve her ne kadar hocayi cok sevsem de dersten pek bisey anladigimi soyleyemem :( gecen sene almis oldugum baska (yine konumla alakasiz) bir ders kadar kotu olmasin, bunda da cok zorlaniyorum... 2 soruluk odev uzerinde gunlerdir ugrasiyorum, hala bitmedi. biticek gibi de durmuyo. pofff neyse moral bozucu onca sey varken bununla zaman harcamayalim di mi...

sabanci universitesi ogretim uyesi dicle kogacioglu gecen hafta bogazici koprusunden atlayarak intihar etti. kadin sosyal bilgiler bolumu hocasi ve ben tanimiyodum, onun icin direk olarak beni etkilemedi bu olay, ama kadinin dersini almis, dersinin asistanligini yapmis arkadaslarim var, ve 5 senedir bulundugum sabanci'da kadinla mutlaka ayni ortamda bulunmuslugum olmustur. ve insan dusunmeden edemiyo, acaba bilsem elimden bisey gelir miydi diye. duyduguma gore derste gozlerinin ici gulen, kahkahalar atan biriymis, ama intihar notuna "cok aci var, dayanamiyorum" yazmis. aklim almiyo. gercekten. olayin benim icin en can alici yonu ise kadinin buyuk bi hayvansever olmasi ve butun varligini barinaklara birakmis olmasi. ben de barinaklara duzenli olarak bagislar yapiyorum ve hep hayalimde (hani derler ya "1 milyon dolarin olsa ne yapardin" diye) sokaktaki hayvanlara guzel bir yuva kurmak ve onlara bakmak var. ama gel gor ki ne zaman televizyonda veya internette aci ceken veya hayatini kaybetmis bi hayvan gorsem kendimi tutamayip agliyorum. bbc'deki veteriner programlarinda bile, kopek programin sonunda sagligina kavusmus olsa bile ben o yarim saat boyunca etrafimdakilere caktirmadan gozyaslarimi silmeye calisiyo oluyorum. dahasi, baska isim yokmus gibi, ve agliycagimi bildigim halde, yuva ariyorum sitesine gidip oradaki sahiplenilmeyi bekleyen kedi-kopeklere bakiyorum, hikayelerini okuyorum... neyse, konudan saptim. dicle hoca'nin bu kadar hayat dolu olup ustelik hayvansever olup kendi hayatini sonlandirmayi secmis olmasi beni cok uzdu. hani bazi insanlar vardir ya capcanli, etrafina nese sacan, hep yuzu gulen, iste ben hic onlardan biri olmadim. yardim edemiyorum, olaylara hep karamsar bakmaya alismisim. ve kendisi oldukca iyimser olan ablam tarafindan cok defa elestirildim bu huyum yuzunden. ama simdi goruyorum ki obur turlu olmak da kurtulus degil. true blood'u izleyeniniz var mi bilmiyorum ama (ben yeni yeni basladim), ordaki zenci kiza buyucu kadin "senin icinde demon var onun icin bu kadar cynical'sin, bitchy'sin" diyodu, kiz da ciddi ciddi dusunuyodu acaba dogru mu diye. ben de bi ara dusumustum acaba hipnoz falan olsam daha iyimser biri olabilir miydim, karakterimi degistirebilir miydim diye. neyse toparlayamiycam, cok dagildi konu! hipnoz demisken, cok ama cok merak ettigim konulardan biri de bu iste. kendim hipnoz edilmek istemem (tamamen korkudan) ama fake etmiyceginden emin oldugum birinin hipnoz edilisini izlemeyi cok isterdim mesela :/

donem sonunda (ocak sonu veya subat basi) doktora yeterlilik sinavina giricem. ve cok korkuyorum. termodinamik, emt, quantum, klasik mekanik, offfff! disipline olup her gun calismaya baslamam lazim ama hep baska is cikartiyorum kendime (aldigim tek dersin odevine 3 gun harcamak gibi mesela), bi de yazin hic calisamadigimiz icin hocamla simdi haril haril basladik calismaya. tamamen benim sucum ama.

bi profesorun anlattigi russian literature audio lecture'larini indirdim, onlari dinliyorum iphone'umda. taaa freshman senemde russian literature dersi almistim, cok da begenmistim (pushkin, turgenev, gogol, lermontov, vs.) ama cogunu unutmusum ne yalan soyliyim. bi de bu adam tarihini de anlatiyo, yani sadece yazi stilini falan karsilastirmiyo, yazarlarin hayat hikayelerini de anlatiyo, onun icin cok begenerek dinliyorum :) zaten subscribe ettigim bikac podcast var, bunu da ekleyince artik eve gidip gelirken hic muzik dinlemez oldum!

bi de, fransizca ogrenmek adina buyuk bi adim atarak rosetta stone programini bilgisayara yukledim. ama hangi arada zaman bulucam da buna calisicam derseniz, bilemiyorum... belki de sinavi gectikten sonra (gecersem tabi) baslarim. too much to do, with too little time!

bu arada pogaca yapmayi da ogrendim :) tadi cok da guzel oluyo valla ovunmek gibi olmasin :D ama tabi ki icine margarin koyuluyo, onun icin yerken bi yandan da sucluluk duygusuna kapiliyorum.. gerci, 14 pogacada yarim paket (125 gr) margarin oluyo, o da pogaca basina 10 gr'dan az eder, ama yine de...

son olarak da, oyun 2009'un eleme sinavi sorularindan 10'un icinden sadece 5'ini yapabildim :( kendimden utaniyorum valla :( artik yari finale en az 7sini bilenleri aliyolar, onun icin submit etmeyi bile planlamiyorum eger onumuzdeki 4 gun icinde en az 2sini daha cozemezsem. nerde okumustum, zeka kullanilmadigi zaman geriler diye :) cidden artik hic special diilim sanirim. "turn-offs include people who can't seem to get over the fact that they were once gifted children" diye yazmisti bi blogger :)

evet, gulerek kapatalim bu entry'yi:


lolcats'i herkese tavsiye ederim, gulumseme garantili :)

Wednesday, September 30, 2009

here we go again

kac gun oldu ben yazmayali... kisa bir update'e sira gelmis :)

hastaligim gecti. ama gecene kadar ben oldum resmen! normalde 1 haftada gecmesi gerekirken 2 hafta surdu :/ ben saglik ocagina gidip doktora gorunmustum, kadin da sadece bogazima(bademciklerime) bakip ilac yazmisti, ama kadina gorundukten sonra oksuruk cigerlerime indi, basagrisi artti, burnum akmaya basladi falan filan. neyse, bayram boyunca hastaydim, onun icin cok yere ziyarete de gidemedik. bi de evin temizliginde anneme yardim edemedigim icin yemek yaptim ben. senelerdir yaptigim ve spesiyalim haline gelen patatesli borek yaptim, kedi dilli tatli (kendim uydurdum ama herkes cok begendi:)) yaptim. ondan once de portakal agaci sitesinden buldugum tariflerle kisir ve patatesli/(soya) kiymali borek yapmistim. portakal agaci'na baktikca mutfaga girip biseyler pisirmek istiyorum delicesine! kurabiye yapmayi ogrendim mesela - ilk denemem pek iyi olmadi (karbonati cok koymusum ve biraz az pisirmistim) ama ikincisi cok guzel oldu :) herkes de cok begendi :) kisir'i da sadece 1 defa yaptim ve fazla sulu oldu ama ikinciye daha iyi olucak eminim :) bi de bize misafirlerin gelicegi bi gun karniyarik yaptim. ama o cok guzel olmadi ne yazik ki :/ olsun, hatalarimdan ders alip bi sonrakine daha iyi yapmaya calismak cok hosuma gidiyo ne yalan soyliyim :) bi sonraki hedefim guzel pogaca yapmak. bi de mayali hamur karip turlu seyler bake etmek.

bu hafta okul basladi. yine asistanlik yapicam freshman physics dersine :/ cumartesi gunu sirt cantasi + tekerlekli cekcekli bavul + elde tasinan bir canta (duffle bag) yuklenip okula gittim, yurt anahtarimi alip odaya yerlestim. sansliyim ki gecen seneki odam cikmis yine :)) ama en iyi anlastigim 2 arkadas baska yerlere tasindi o baya kotu oldu. neyse, odaya o cantalarimi goturdum, iclerini bosaltip bos cantalarla ofise gittim. ordaki kitaplarimi bu cantalara yukleyip bunlari yurda cikardim. bosalttim, tekrar ofise, tekrar cantalari doldur, yurda cikart. kollarim koptu! sonra da bodrumdaki depodan 2 kolimi aldim, onlari 3 kat yukari tasidim kendi basima. biri hafifti ama digeri cok ama cok agirdi, basamak basamak cikarttim resmen parmaklarim morardi! neyse, halloldu sonunda :) sonra tekrar eve dondum, 2 gun sonra tekrar okula gittim, 2 gun sonra tekrar eve. ama haftaya hersey duzene oturucak sonunda. dersler de baslamis olucak. kendime schedule hazirladim, yeterlilige 3.5 ay sonra giricegim icin bos zamanlarimda fizik calisicam. pofff, dusunmek bile istemiyorum, ama neyse. plan yaparsam yaptigim plana uyan bi insanim onun icin sorun cikmaz heralde.

baska ne diycektim? hmmm.. bikac hafta once klm turkiye'nin 2 gun suren bi promosyonu olmustu. o 2 gun boyunca bilet alip mart 2010'a kadar ucacaklara istanbul-amsterdam return ticket'i 80 euro'ya satiyolardi. ben de cok dusundum alsam mi almasam mi diye, sonunda da aldim. ama tek alabilecegim tarih subat 2010'du ve amsterdam'in kisin soguk oldugunu biliyorum, ve ben sogugu pek seven bi insan diilim, ama olsun :) zaten 5 gunluk bilet aldim. 2 gun leiden+den haag'i gezsem, 3 gun de amsterdam icin yeter bence. gun basina 1 muze ve biraz sehir turu koyarsan tam yetiyo iste. :) eylul basinda her sene yaptigimiz astrophysics of neutron stars workshop'umuz vardi, orada bir gun hic anlamadigim konular konusulurken baymistim ben de defter cikartip ileride hangi muzelere gitmek istedigimin listesini yapmistim. dunya capinda unlu olan hermitaj'i gordum, ama en unlusu olan the louvre duruyo hala. digerleri de (gorme istegi sirasina gore) soyle:

1. the louvre - paris, fr
2. art institute of chicago - chicago, il
3. national gallery of art - washington, dc
4. museo del prado - madrid, sp
5. van gogh museum - amsterdam, nl
6. toulouse-lautrec museum - albi, fr
7. guggenheim museum - bilbao, sp
8. national gallery - london, uk

bakalim hepsini gezmek kac yilimi alicak :) soyle bi bakinca, hollanda disinda sadece abd, ingiltere, fransa ve ispanya var. bunlarin icinde de abd icin vizem var ve fr ile sp icin de bulgar pasaportum. parayi denklestirdik mi cok zor olmasa gerek! :)

[blog'u yazmaya 7:47pm'de baslamisim, saat 1am oldu iyi mi!]

song of the day: reviewing the situation - oliver! soundtrack

Tuesday, September 15, 2009

daha tatil bitmeden...

sen misin sogukalginligi ve grip'e "basit hastalik" diyen? ahanda, farenjit oldum :(

daha yaz tatili bile bitmedi oysaki.. dun sabahtan beri araba carpmis gibiyim, bugun de saglik ocagina gittim, doktor antibiyotik verdi :( poffff

in other unrelated news, cevreyi koruma adina artik marketlerde poset kullanmiyoruz (eskiden de genelde sirt cantasiyla falan giderdim ama cop poseti olarak kullanmak icin evde poset bulundururduk) koroplast'in dogada cozunen cop posetleri satiliyo, onlardan kullaniyoruz artik. 24 ayda cozunuyomus.

ve, her ne kadar ufak bi katki olsa da, daha huzurlu uyuyorum geceleri :) tabi 2 satte bir oksuruk nobeti ile uyaniyorum, su icip pastil aliyorum ama neyse..

edit: faranjit degil farenjitmis, duzelttim ve utandim kendimden. antibiyotik etki etmeye basladi sanki, ama oksurukler ve (sonradan ortaya cikan) burun akintisi hala tam gaz devam...

Saturday, September 12, 2009

hastalik hastasi sirin

evet ben hastaliga kapilma konusunda parayonak bi insanim. ama oyle grip, sogukalginligi gibi basit hastaliklar diil de, daha cok kanser, beyin tumoru gibi seyler kafama takiliyo. her turlu kansere yakalandigimi dusundum senelerdir, ne biliim kemik kanseri, deri kanseri, gogus kanseri, lenf kanseri, vs vs. simdi de 2 gundur sol kulagimin arkasindaki 1 cm^2'lik bi bolgede ufak bi sislik var, ve dokununca agriyo. ben de, ne yalan soyliyim, her an dusup olebilirmisim gibi hissediyorum :/
okulun sagladigi saglik sigortasi yaz tatilinde gecerli olmadigi icin okul baslayinca yani 2 hafta sonra gidebilicem anca. umalim da daha cok buyumesin bu sislik... hele bi de gecen gece, normalde hic yanimiza yaklasmayan, sadece kis aylarinda bazen benim ayakucumda uyuyan recel, ben yattiktan sonra hop diye yataga atlayip ilk defa ayakucuma diil de baya baya kolumun oraya gelip bana yapisik uyudu, ben de uzun sure "kedi olucegimi biliyo onun icin yanima geliyo" diye panik yaptim, uyuyamadim. boyle manyak bi insanim iste.

Tuesday, September 08, 2009

i know

COME IN
ASK ME
I KNOW

bu yazi sultanahmet'teki bi magazanin cam kapisina yapistirilmis bir A4 kagitta yaziyodu. cok merak ettim, adam ne biliyomus diye.

yine cok seyrek yazmaya basladim biliyorum. ve mazeretim yok, sadece useniyorum. :/ kopenhag'dan dondukten sonra karakoy'de workshop'umuz vardi yine onunla ugrastim. o da yeni bitti iste. cuma gunu de bi arkadasin dogumgunu vardi taksimde kutladik.

leonard cohen konserini de yazmadim hala di mi? ne diyim bilemiyorum, konser doga ustu bi tecrubeydi. oncesinde inanc'tan iki ogrenciyle bulustum, onlar da cohen hayraniymis, hatta nick cave hayraniymis, cok sevindim :) aksam konser baslayana kadar beraber takildik, konser cikisi da ben otobusumu kacirdigim icin beni taaa eve kadar biraktilar :) ben cohen'in live in london dvd'sini konser oncesi izlemedigim icin nasil bisey beklemem gerektigini bilmiyodum, ve sonrasinda dvd'yi izleyince anladim ki cok benzer bi setmis. dogrusunu soylemek gerekirse de, "iyi ki onceden dvd'yi izlememisim" diye dusundum, yoksa hicbisey yeni gelmiycekti. neyse, 74 yasindaki amcanin sahneye dans ede ede cikmasi olsun, fotr sapkasini cikartip saygi durusunda muzisyenlerini dinlemesi olsun, arka duvara asilmis lir calan kadin cizimi olsun butun konser muhtesemdi. 5 agustos aksami famous blue raincoat'u calmamis ama bize caldi, ben de kendimi ozel hissettim durduk yere :) bi ara da hallelujah ile i'm your man'i ustuste caldi. hallelujah zaten o kadar guzel bi sarki ki, leonard cohen onun disinda hicbir sarki yazmamis bile olsaydi sirf o sarkiyi yazdigi icin ovguyu haketmesi gerekirdi bence. cok duygu yuklu bi atmosfer oldu bi ara, kendimi tutamayip aglamaya basladim (o derece yani), sonra caktirmadan ellerimle gozlerimin kenarlarindan akan yaslari silmeye calistim, o sirada farkettim ki sol tarafimda oturan 30-35 yaslarindaki adam da agliyo! oha dedim yaa neden benim cevremde bunun gibi daha fazla insan yok? dedim, iste evlenilmesi gereken adam bu. sonra sahneye dondum, leonard cohen sapkasini gogsune dayamis vokalistleri sarki soylerken saygi dolu gozlerle onlari izliyo, o zaman dedim ki "yok iste BU evlenilmesi gereken adam". adamin hayatini dusundum, yasadigi iliskileri, onlardan cikarttigi dersleri, yazdigi sarkilari. ve dedim kendi kendime, o adam SU ANDA BURADA. benden 20 metre uzakta duruyo, bana donmus sarki soyluyo. o anda da inanamiyodum zaten, simdi de durup dusundukce gercek degilmis gibi geliyo...

neyse. baska ne olmustu? hmmm... annem benim 2002'de aldigim dell desktop'u kullaniyo tercume yapmak icin (win xp kurulu) ve bikac siteye uye olmus ilginc powerpoint'ler videolar falan paylasiyolarmis annem de onlari bilgisayara indiriyo izlemek icin. ve annem, 1995 senesinden beri bilgisayar kullanan annem, exe dosyalarinda virus tehlikesi oldugunu, guvenmedigi hickimseden exe dosyasi kabul etmemesi gerektigini bilmiyomus! ve virus sokmus bilgisayara. kaspersky de eski oldugu icin virusu tanimamis ve mudahale edememis. ben kopenhag'dan geldim annem durumu anlatti. kaspersky'yi calistiriyorum ise yaramiyo (2008'de yeni surumu cikmisti okuldan onu indirip onu kurmam gerekiyomus) spyware doctor var ama o da scan yapiyo, infectionlari buluyo ama para odemeden treat etmiyo hicbiseyi. (bu arada 34 infection cikti iyi mi) sonra kaspersky'yi buldum bi sekilde, yenisini kurdum, ama activation icin key file istiyo. onu da okuldan indiremiyorum cunku kampuste olmam gerekiyomus. 2 gun kafayi yedim, sonra dedim bu boyle olmuycak, zaten 7 senedir format atilmadi, iyisi mi ben format atiim hem nasil yapildigini da ogrenmis olurum. google'dan arama yaptim nasil yapiliyomus diye, sonra bilgisayarla gelen xp cd'sini buldum, onu taktim, adimlari teker teker yaptim, ama xp'nin kurulmasini istedigin partition'u secme isine gelince meger once "delete partition" diyip sonra xp'yi kurduruyomussun, ama ben o kismi atlamisim ve direk ustune kurmusum xp'yi yeniden. bilgisayara farkli bi isim verdim, sonra annemle bana 2 kullanici adi yazdim, bilgisayari actim ne goriim: C'nin tamami dolu, bizim eski kullanici isimleri duruyo, yenileri de eklenmis, ve ustelik eski kullanici adlarinin altindaki dokumanlari, videolari falan silmeme alet izin vermiyo. sonradan arastirinca su delete partition olayini ogrendim ve butun bu process'i tekrar yapmaya calistim ama delete'e basinda alet bana "cannot delete this partition since it contains some crusial setup files for win xp" gibi bi hata mesaji verdi. sonra okula gittim, okulun IT sayfasindaki win xp cd'sini kopyalayip cd'ye yazdim eve geldim, (authenticity code'u falan farkli, bi de SP1 yerine SP2) tekrar herseyi bastan denedim gene delete etmeme izin vermiyo! oyle denedim boyle denedim olmuyo! simdi de c'de cok limited bi space ile calisiyo annem bakalim... millete soruyorum bu sorunu nasil gideririm diye ama duzgun bi cevap alamadim simdiye kadar :/ zaten bendeki laptop sayisi 3e ciktigi icin bu 2005'te aldigim toshiba'yi anneme vermeyi planliyodum (elektrikler kesildiginde de calisabilsin ve daha compact olsun diye) ama tek xp'li bilgisayarim bu ve ilk laptopum oldugu icin cok baglandim kopamiyorum... okuldan yeni verilen lenovo laptopta da vista var ne yazik ki :( alir almaz xp kurmaya calistim ama alet izin vermiyo anasini satiim. onu da iste google'dan bakmam lazim, ama isin asli bu desktoptaki basarisizligim sonrasinda pek kendime guvenmiyorum. neyse bakicaz bakalim.

onun disinda da, ramazan geldi, ama pek de hos gelmedi. ramazan'in en sevmedigim tarafi hava cok sicak olmasina ragmen sokakta, otobuste veya tramvayda rahat rahat suyunu cikartip icemiyo olmak. boynumdaki kolyeyi hac sanip bana tip tip bakan insanlara alistim ama bu su icme/yemek yeme yasagina karsi koyamiyorum hala... ramazanin tek sevdigim tarafi ise ramazan pidesi :) ramazan pidesi kadar guzel bisey var mi yaa kilo almiycak olsam her gun yerim! :)) bu arada kopenhag'daki son gunumde sehri gezerken meydanlardan birinde kurulmus bi flea market gormustum. flea market'tan kastim aslinda daha cok eski esyalar + takilar. ve cok ama cok guzel bi kolye ucu gordum, sekizgen bi yildiz gibi, ve her kolun ucunda ufacicik bi kehribar tasi var. cok pahali da diildi ama alta bakan ucu biraz uzundu ve haca benziyodu onun icin almadim ben de.

son olarak da yurt konusunda yedigim kazigi anlatiim kisaca. bu olayi dun ogrendim ve sinirlerim bozuldu butun gun "nasil yaa? nasil yaa?" diyip durdum. artik kendimi tutmamin tek yolu bu konuyu dusunmemek, onun icin de artik vazgectim kafa yormuyorum kaderime razi geldim... olay su: gecen yil yeni yapilan "studyo daire"lerin birinde kaliyodum ben, ve 6 kisi bi daireyi paylasiyo, ortak mutfak ve oturma odasi var ama herkesin kendi banyosu var. so far so good. bu sene de orda kalmak istiyoduk hepimiz, cunku normal tek kisilik odalardan daha ucuz ve daha sessiz (i.e. undergrad gurultusu cekmek zorunda diilsin) ama haziran'da bize "yazin kalicaksaniz haftalik bu kadar para odemeniz lazim" dediler. simdi, size boyle bisey deseler nasil bi cikarim yapardiniz? benim yaptigim cikarim suydu: eger yazin para odemek istemiyosan odani bosaltman lazim. ve anahtar teslim tarihi falan da yaziyodu ve ben de deadline'dan once _araba kiralayip onca esyami eve tasimak suretiyle_ odami bosalttim, anahtarimi teslim ettim gorevliye. teslim ederken de adam bana "odada bisey brakmadin di mi?" dedi ben de hayir dedim. cut to yesterday, when i went back to school. ayni gorevliyle konusmaya gittik acaba bize yeniden yer cikar mi, acaba 6 arkadas ayni yerde kalabilir miyiz diye sormak icin. and it turns out, eger yazin basinda esyalarimi odada biraksaymisim ve anahtarimi gorevliye teslim etseymisim ne para odemem gerekicekmis ne de simdi donem basindaki piyangoya katilmam gerekicekmis. odam hazir beni bekliyo olucakmis!!! oysaki ben onca zahmeye girip odami bosalttigim icin simdi yeniden piyangoya girmem gerekicekmis ve oda cikip cikmiycagi kesin diilmis ve butun yaz esyalarini odalarinda birakan ve para odemeyen ogrenciler odalarindan cikartilmiycagi icin bana oda cikma ihtimali dusuyomus (in that, only ~30 rooms are available at the moment). may i just say, WFT? W...T..FFFFF????? nasil bi mantik bu yaa anlamiyorum! ve gorevli bize diyo ki "bana sorsaydiniz soylerdim", sanki benim aklima oyle bi olasilik gelicekmis gibi... offf akima geldikce sinirleniyorum tekrar tekrar! ufffffffff!!!!!!!

neyse, haberler basladi, trakya'da sele kapilip olenlerin sayisi 9'a cikmis, ona da canim sikildi simdi... bi de pasadena'nin kuzeyindeki daglar yanip kul oldu ona da sinir oldum, boyle butun kotu haberler ustuste geliyo anasini satiim. hah, gok gurlemeye basladi gene.

song of the day: abbatoir blues - nick cave and the bad seeds

Saturday, August 22, 2009

kopenhag hatirasi

yarin aksam (gece) istanbul'a donuyorum. bugun sehirde biraz gezdim (rosenborg sarayina gidip "crown jewels"larini gordum) ama butun haftanin yorgunlugu biriktiginden otele erken dondum, vakit bulmusken update yaziim dedim.

kopenhag inanilmaz guzel bi sehir! bi kere cok guvenli, cok temiz, insanlar nazik, ve (benim icin cok onemli olan bir nokta) herkes ingilizce konusuyo! okullarda 4. siniftan itibaren ogretiyolarmis ingilizce. 7eleven'daki kasiyer bile, oteldeki temizlik gorevlisi bile konusuyo, agzim acik kaldi! guvenli olmasi konusunda zaten oduller falan almis. avrupadaki en yasanilir sehir secilmis. gelirken ucagim 1am'de indiginden otele 3am'de varmistim, ve metro istasyonu ile otel arasinda 300-400m kadar yurumem gerekmisti ve ben gelmeden once "o mesafeyi nasil yuruycem o saatte? ya taksi bulamazsam? ya mug edilirsem?" diye panik yaparken, havaalaninda bi gorevli bulup ona sordum, adam da hic dusunmeden "it's very safe here. don't worry" dedi. gercekten de istasyondan otele yururken tek gordugum bisiklet ustunde gezen genc insanlar oldu (cogunlukla bayanlar). oha dedim yaa boyle bi yerde yasamak lazimmis!

that being said, sehir guzel oldugu kadar da pahali! soyle soyliyim, 17dk suren bi metro yolculugunun bileti 31,5 kron yani 10 tl!!! on milyon! ilk gun yiyicek ucuz (ve vejeteryan) bi yer bulamadigimdan 7eleven'dan bi calzone almistim, o da 10 tl civarindaydi. 1 litrelik icme suyu da o kadar. (sonradan ogrendim ki musluktan akan su icilebiliyormus). yaz okulunun ilk aksami yemege gittik 8 kisi, ve bi tek ben vejeteryan oldugum icin biraz rahatsiz hissettim kendimi. sehir merkezinde benim de yiyebilicegim bi yer aradik durduk, sonunda bi greek restaurant bulduk. icecek veya tatli almamama ragmen 120 kron yani 40tl odedim, sadece 1 tabak yemek icin :/ paranin degerini soyle demonstrate edeyim: adamlarin en buyuk metal parasi 4 dolar degerinde. 6 milyonluk coin dusunun! sokakta satilan kulah dondurmalar 6 tl'den basliyo, algida cornettolar ise yine 10 tl. marketten tuzlu kraker aliim dedim, o 150 gramlik uyduruk sey bile 3 tl tuttu :( uff yani, hersey ates pahasi!

basima gelen diger ilginc sey ise supermarkette yiyicek bisey ararken (bu arada adamlarin supermarket dedikleri sey bizim bim'den daha buyuk degil) adamin tekinin gelip bana danimarkaca (danimarkada konusulan dilin turkce adi ne ki? simdi baktim, danca deniyomus) biseyler soylemesi oldu. ben de anlamadigim icin adami sadece acknowledge edip baska tarafa yoneldim, ama adam karsilik vermedigime uzulur gibi oldu. isin asli adam konusmasinin bi yerinde "kolega" gibi bisey soyledi ben de acaba yaz okulundan biri de ben mi taniyamadim diye dusundum. neyse, sonra 2 dk sonra baska bi aisle'da beni tekrar buldu ve yine biseyler soyledi, bu defa ben de ingilizce adama danca konusmadigimi soyledim. o da hemen ingilizceye switch edip "i said you look beautiful" dedi. [burada parantez acmak istiyorum: neden creepler hep beni buluyo allahim?] adam dalga geciyo diye nazikce adama thanks dedim yurumeye basladim ama adam koluyla beni durdurdu. konusurken ya omzuma dokunuyo ya da sirtimi ellemeye calisiyo sinir oldum, geri geri gidiyorum adam konusmaya devam ediyo ufff! adamin soyledikleri sunlar: where are you from? how old are you? you're very beautiful. are you married to a danish man? you should get married to a danish man. then you can divorce him if you want, at least you'll have your foot in the EU. (adam nereli oldugumu sorunca bg degil tr demistim.) you don't look like a turk. you look french, or maybe italian. i would ask you to marry me if i wasn't already married. i'm half danish half brazilian. this is my third wife. first i was married to a ___ (bi ulke soyledi ama arjantin miydi neydi hatirlamiyorum), then a russian, now a ____ (baska bi ulke). how old are you? i'm 46. it's hard staying in a marriage. and especially if your parents don't like you wife. in scandinavia for example they get very angry if you don't pick a nordic wife. maybe it's like that in turkey too, you know? are you a muslim? like, maybe your family would object if you married a danish, because he's catholic. i'm roman catholic for example, and it's very important for my family that i marry a roman catholic. but that doesn't mean that i'm from rome, you know? i'm roman catholic, but not roman. [i'm not even kidding, he actually said this.]
offf allahim, neden bu weirdolar hep beni buluyo?

neyse, onun disinda oldukca uneventful bir haftaydi. otelde ilk 2 aksam kaldigim odada bedbugs vardi, ikinci sabah uyandigimda bi tanesini uyurken bacagimla oldurdugumu farkettim, sonra yastigimin ustunde gezinen baska bi tane gordum. onu oldugdum, sonra dusa girdim ciktim, yorganda bi tane daha var! freak out ettim direk, resepsiyondaki kadina soyledim o da "siz dersinize gidin, aksama dondugunuzde size yeni bi oda hazirlamis olucaz" dedi bana, ama aksam geldigimde resepsiyonda baska bi adam vardi ve adam bana "bize oyle bi bilgi gelmedi" dedi. adama "there are bedbugs in my bed and i don't want to sleep there" dedim, adam 3-4 kisiye telefon etti danca biseyler tartisti, sonunda baska bi oda verdi :/ ben de parayonak oldugum icin kesin burdan da cikar bocekler dedim ama cikmadi en azindan. bi de odalarda kettle ve cay/kahve var, o cok guzel :)

ama all in all, sehir cok guzel. her tarafta bisikletli insanlar (insan nufusunun %30 kusuru bisiklet kullaniyomus), goller, golde yuzen ordekler, KUGULAR! kopegini gezdirmeye cikmis insanlar, sevimli kopecikler, (dun hatta kedisini gezdirmekte olan bi cocuk gordum, kedi saskin saskin ordekleri izliyodu) herseyi cok guzel. ama homesick olmadim dersem de yanilirim heralde. kedimi cok ozledim bi kere. bilmyorum yaa, burda kopekleriyle catch oynayan insanlari gordukce, onlarin kopeklerini oksamalarini gordukce kedim aklima geldi hep. recel de yeni bi oyuncagi olunca onu attigimda agziyla tutup geri getiriyo onume koyuyo. bi de yumusacik tuyleri var :) uff i sound like a crazy cat lady don't i?

neyse, bu aksam bavul mavul toplamam lazim, yarin sabah check out edicem, sonra bi tane daha sanat muzesine gidicem bi de the little mill varmis, 1900lerin basindan beri hic degistirilmemis, preserve edilmis bi ev. bi de danimarkanin en unlu heykeli olan the little mermaid'in 96. yasgunu kutlamalari olucakmis yarin. bakicaz bakalim.

fotograflar istanbula donunce..

Sunday, August 16, 2009

ressamlar

neden ressamlara bu kadar saygi duydugumu sanirim anladim. (babamin da bir ressam oldugunu saymazsak.)

1. resim yapabilmek icin yetenek lazim.
2. hayalgucu lazim. neyi kagida dokecegini gozunde canlandirman, kafanda bir "sahne" olusturman lazim.
3. eserini bitirdikten sonra baskalarina sunmak icin cesaret lazim. onlardan gelecek elestiriye acik olmak, saglam karakterli olmak lazim.

bugun statens museum for kunst'a gittim de, cok etkiledi beni....

ps: yukaridaki listeyi yazarlar icin de yapabiliriz tabi ki.
pps: yazicak birsuru sey birikti, ama bende oturup 1 saat boyunca blog yazacak enerji yok, onun icin bununla idare edin :/