Tuesday, March 06, 2012

thesis begins

Tezimi yazmaya başladım. Çok tedious bir iş. Başına oturuyorum, ufak tefek sorunları çözmek için saatler harcıyorum! İlk önce formatı tutturmaya çalıştım çok. Okulun genel bir template'i yok ve bana sekreterin verdiği taslakta tablo veya figür koymaya çalışınca hata veriyor. Ben de internetten başka bir template buldum, gözüme güzel göründü, ama bu defa da birkaç yıl önce yayınlanan makaledeki tabloyu olduğu gibi koymaya çalışıyorum, hata üstüne hata veriyor. Hatanın nereden kaynaklandığını bulabilmek için saatler harcadım abartmıyorum. Hala da bulabilmiş değilim. Neyse, bundan sonra her entry'mde mutlaka tez ile ilgili mızmızlanmalarım olacak, şimdiden uyarmış olayım.

Bunun dışında, hocamla birlikte yazdığımız makaleyi submit ettik. Ben first author'um. Bakalım hakemden ne cevap gelecek... Bundan başka iki makale daha var bitmek üzere olan.

Postdoc başvurularına da başladım. Başvuru için research statement yazmam gerekti ve gözümde o kadar büyüdü ki bu olay, taa Aralık'ta yapmış olmam gereken başvuruyu ancak bu hafta yapableceğim... :( Bunun ne kadar yanlış olduğunun ve postdoc bulma şansımı düşürdüğünün farkındayım, ama engel olamadığım bir mental block var...

Ceviz'e yeni bir yuva bulduk. Kampüsten araba ile 20 dakika mesafedeki büyük bir fabrikada güvenlik personelinin yanına gitti. Çok iyi besleniyor, günde 3-4 defa gezdiriliyor, herkes tarafından çok seviliyor. Tek sorun bizim onu çok özlüyor olmamız. Şaka yapmıyorum, Ceviz'in çektiğim videolarını izlerken gözlerim doluyor! Yakında olması sebebiyle şimdiye kadar her hafta gidip onu yarım saat, bir saat olsun ziyaret ettik, kemik götürdük, taradık, sevdik. Bundan sonra da ziyaretlerimize devam edeceğiz. Ama onu ÇOK özlüyorum! :(

Okulun ikinci dönemi başladı. Benim bu dönem asistanlığım yok, ama dönem başında yine "Sizin section'unuza geçmek istiyorum hangi gün ders verdiğinizi öğrenebilir miyim?" diye emailler aldım :)) Bir de TA incentive award diye bir ödül aldım :) (Ödül dediği şey sadece yemekhanede geçerli yemek fişleri, ki ben yemekhanede yemiyorum.) Geçen dönemin sonunda öğrencilerin doldurduğu anonymous course evaluation'larda da "The thing I found most useful about this section was" kısmına şunları yazmış benim öğrenciler:
- Perfect assistants
- Everything she helps us, namely students
- Recitation hours
- Şirin Hoca süper anlatıyor soruları falan süper çözüyor. Çok useful.
Böyle işte :) Eminim diğer TA'lere de kendi öğrencileri benzer comment'ler yapmışlardır ama bu yazanlar beni çok mutlu etti :) Gerçi, 3 sınıfımın ikisinde birer öğrenci bu anketteki her maddede bana en düşük notu vermiş ve ortalamamı aşağıya çekmişler, onun için benden memnun olmayan öğrenciler de varmış demek ki.

Şubat tatilinde Ian McEwan'ın The Cement Garden'ını okudum, yıllar sonra ilk defa kısa bir sürede bir kitabı baştan sonra okumuş oldum! Sonra Amsterdam'a başladım ama o yarım kaldı.

Durumlar böyle.

Thursday, December 29, 2011

Recap of 2011

2011'de sadece ve sadece 9 entry girdiğime inanamıyorum! Bununla birlikte en azından double digits'e geçeceğim, hiç yoktan iyidir... Yılın bitmesine daha 2 gün var ama iki günde de kayda değer birşey olmaz herhalde, onun için yılı değerlendirelim bakalım:

- 2011'in en önemli olayı: diyetisyene gitmeye başladım ve diyet ve spor yaparak 16 kilo verdim. Kendimle gurur duyuyorum, ne yalan söyleyeyim...

- 6 Aralık 2011 tarihinde İKSV Salon'da The Antlers konserine gittim. 2011'de gittiğim tek konserdi (klasik müzik vb. konserleri saymıyorum) ve etkisinden çıkmam 2-3 hafta sürdü. Konser çıkışı grup elemanlarıyla tanışmış olmam, onlarla birkaç dakikalığına da olsa muhabbet etmiş olmam günümü kat be kat neşelendirdi! Ne yalan söyleyeyim, ergen triplerine girip onları twitter'dan takip etmeye, facebook'tan yazdıklarını okumaya falan bile başladım!

- 2011 Temmuz'unda önce konferans için St. Petersburg'a, sonra da annemle gezmek için Paris'e gittim. İkisi de oldukça güzeldi. Tabi ki ikisinde de rejimde olduğum için doğru dürüst birşey yiyemedim ve Paris'e gitmiş olup da onların meşhur tatlılarından yememiş olmak büyük bir hata, ama "Bir sonraki sefere" demekten başka birşey yapamıyorum.

- Eğer herşey yolunda giderse 2011 Fall döneminde (bu dönem) doktora hayatımın son ders asistanlığını yapıyor olacağım. (Çok devrik bir cümle oldu, ne yaptıysam toparlayamadım!) Yani bu öğrencilerden sonra TA'i olacağım başka öğrenci olmayacak. Buna seviniyorum dersem yalan olur. Öğrencilerimi seviyorum :)

- 2011'de hayatımı değiştiren başka bir olay de kampüs hayvanları komitesine girmem oldu. Önce Mart ayında kampüste 3-4 dişi kedi birden yavruladı. Kar yağdığı için, yurtlarda hayvan bakmak yasak olduğu için ve birşey yapmazsak çoğu öleceği için çok agresif bir şekilde bir yandan onları izole bir ortamda büyütmeye, diğer yandan da yuvalandırmak için girişimlerde bulunmaya başladık. Doğum yapan dişi kedileri yavruları sütten kesilip yeni yuvalarına gittikten sonra teker tekre kırıslaştırdık. 9 dişi kediden bir tanesi ameliyattan çıkamadı, o da benim en çok baktığım, en çok sevdiğim Aylin'di... Kampüse Nisan ayında giren yeni köpeğimiz Ceviz'i yaz aylarından itibaren tasmaya bağlı tutmak zorunda kaldık. Öyle olunca da her allahın günü sabah akşam onu yürütüp, koşturup enerjisini harcatmamız ve tuvaletini yaptırtmamız gerekti. Ben de haftada 3 defa bu işi yapıyorum. Ceviz mükemmel bir köpek ve ona çok bağlandım. Hayatımda ilk defa köpeğe nasıl bakılır, nasıl yürütülür, nasıl davranılır, onları öğrendim. Kedim Reçel'den göremediğim "admiration" ve "unconditional love"ı Ceviz'den gördüm. İnsanlar neden köpek bakıyor, onu anladım. Ceviz'le yürürken, onunla takılırken kaç defa kahkaha attım, kaç defa gülmekten gözlerim yaşardı sayamıyorum!
Ama bu komiteye katılarak aynı zamanda çok ama çok büyük bir yükün altına girdim. Hayvanlarla ilgili her tür şikayete ben dahil 3-4 kişi koşturuyoruz. Çok zaman alıyor ve emotionally draining. Herkesi memnun etmeye çalışıyorsun, hayvanlar zarar görmesin, iyi bakılsın, mutlu olsun istiyorsun, ama her birine yetişmeye çalışırken kendini paralıyorsun ve enerjin bitiyor. Gerçekten öyle. Zaman alması da büyük bir sorun. Bazı haftalar research için kullandığım laptopu hiç açmadan haftayı bitirdiğim oldu. Tabi ki asistanlık da zaman alıyor, yani suçun tümü komitenin değil, ama tezimi yazmam gereken şu aylarda yanlış yoldan gidiyorum sanırım...

- 2011'de lise arkadaşlarımla çok çok az görüştüm. Geçen hafta şans eseri gördüğüm Ş. dışında en son Nisan'da liseden arkadaşlarla görüştüm. Hiç iyi bir durum değil. Ama yukarıda bahsettiğim zaman alıcı faktörlerden dolayı haftasonları eve gittiğimde bütün günü pijamalarımla oturup enerji depolayarak geçirmeye başladım. Neyse, önümüzdeki haftasonu için ufak bir get together ayarlandı, birkaç kişiyi en azından göreceğim.

- Tezimi yazmaya başlamam gerekirdi 2011'de, ama ben başlık dışında bir şey (henüz) yazmadım.

- 2011'de kendi tez hocam ve onun kendi tez hocası ile bir makale bastık. Hem de Astrofizik konusundaki en iyi dergilerden birinde. Şimdiden birkaç citation aldık, mutlu oldum :) TÜBİTAK'tan yayın teşvik bursu alabilmek için başvuruda bulunduk ama adamların "kabul ettiği" dergiler listesinde bu çok ünlü dergi olmadığı için avucumuzu yaladık. Okuldan birkaç yüz lira teşvik aldım, o bir nebze teselli oldu.

- Halihazırda tamamlanmak üzere olan ve yakında submit edeceğimiz 3 makale var, birinde ben first author'um. Bunları da umuyorum 2012'nin ilk yarısında bastıracağız. Bakalım...

- Pilates kursuna başladım. Okulun spor salonuna haftada iki akşam gidip bir saat boyunca vücuduma işkence yapıyorum. Ama etkisini görmek, makes it all worthwhile. (Bazen aklıma söylemek istediğim şeyin Türkçesi gelmiyor, üzgünüm.)

- 2011'de 29. yaşımı doldurdum. Doğumgünümde hiçbir şey, tekrar ediyorum, HİÇBİR ŞEY yapmadım. Bilmiyorum, son yıllarda yaşadığım hayalkırıklıkları yüzünden sanırım beynim bir self defense mekanizmasını harekete geçirdi. Artık doğumgünümle ilgili hiçbir beklentim yok. Belki de büyümenin getirdiği bir şeydir bu, bilemiyorum. Lisede depresif takıldığım dönemlerde hep ilerisini düşündüğümde 30 yaşından sonrasını gözümde canlandıramazdım. Bunun sonucunda da 30 yaşına gelmeden öleceğimi düşünmeye başladım. Şimdi düşününce bu inanış çok çocukça ve "emo" geliyor, ama bir yandan da bir sonraki yaşgünümle ilgili beklentimin ne kadar düşük olduğunu gözönüne seriyor: Eğer ölmediysem o zaman two thumbs up!

- Sanırım bu kadar. Haa az kalsın unutuyordum, 2011'de bir de Ayhan Sicimoğlu'nu keşfettim! Onun kadar on numara bir insan yok televizyonda. Adam benim kızdığım şeylere kızan, benim beğendiğim şeyleri beğenen, birçok dil bilen, dünyayı gezen, kültürlü, karizmatik ve yetenekli bir müzisyen. Dünyanın herhangi bir yerine giderken yanımda götürmek isteyeceğim ilk insan :)

Böyleyken böyle şekerler. Benim çok işim var, onun için 2011'e son noktayı koyuyorum ve okuyan herkese güzel bir 2012 diliyorum.

Thursday, December 08, 2011

The Antlers

Dün gece Salon İKSV'de konserleri vardı. Ben de yakın arkadaşım C. ve onun arkadaşları ile gittim konsere. En önden izledim; kolumu uzatınca soliste değiyordu, o kadar yakın yani :)



Çıkışta biraz bekledik ve grup üyeleri imza dağıtmaya çıktığında onlarla fotoğraf çektirdik. Ben çok daha "composed" çıktığımı düşünüyordum ama fotoğraflarda abartısız 32 dişin tamamını göstermişim! Tam ergen kız triplerindeydim, itiraf ediyorum, ama gerçek şu ki bu adamlar benim hayatımı değiştirdi. And that is not an exaggeration.




24 saatten çok oldu ama hala düşündükçe aptal aptal sırıtıyorum :) What an amazing night...


Thursday, November 24, 2011

slim

Sanırım hayatımda hiç olmadığım kadar inceyim. Lisede giydiğim bedenden bir alt beden giyiyorum. XXL yerine Medium giysiler alıyorum. And it feels amazing!

Dürüst olacağım: Kendime olan özgüvenim arttı. Daha mutlu bir insanım artık. Life is good. Tek aklıma takılan soru ise, neden daha önce bunu yapmadığım. What the hell was I thinking??

Kışın gelmesiyle ve havaların soğumasıyla bendeki üşümeler de arttı. Kendimi bildim bileli ellerim ayaklarım soğuktur benim, ama diyetisyen bunun demir eksikliğinden kaynaklanıyor olabileceğini düşündü ve kan tahlili istedi. Kan almışken birkaç başka şey daha yazdı. Ben de gittim istediği tahlilleri yaptırdım. Demir alt limitin üzerinde (12.00 - 16.00 arası olması gereken şey bende 12.30 çıktı), ama kadın demir takviyesi almamın iyi olacağını söyledi. Zaten B12 için ve Omega 3 için takviye alıyordum, bir de demir ekleyeceğim buna. İyi haberse B12'nin çok iyi çıkması. Üst limite dayanmış yani o derece :)

Bu arada Türkiye'de vegan Omega 3 bulmanın ne kadar zor olduğunu biliyor muydunuz? Satılan ürünlerin çok büyük bir çoğunluğu balık yağından yapılıyor. Ben balık yemediğim için araştırdım, Solgar'ın vegetarian DHA'sini buldum. 30 tablet 40 lira. Her gün 2-3 tablet alın diyor üzerinde. Yani haftada 20 lira sırf Omega 3'e gidecek. Hatta Omega 3'ün tamamı bile değil, çünkü Omega 3'ü oluşturan iki madde varmış, DHA da onlardan biri, ama diğeri (EPA) için Türkiye'de supplement bulamadım. Şu anda ABD'de olan ve Aralık'ta dönecek bir arkadaşımdan rica ettim bana kutu kutu getirecek, bakalım...

Tahlilde bir de D vitaminim çok düşük çıktı. Ne alaka diyebilirsiniz, benim de hiç aklıma gelmemişti böyle bir olasılık olduğu. Onun için bir sonraki görüşmemizde kadına bunun nedenini soracağım.

Ceviz'i sahiplenmek isteyen biri çıktı. Biz de çok sevindik. Kadıköy'de yalnız yaşayan genç bir adam. Ceviz'le kampüste tanıştılar, Ceviz ona çok çabuk ısındı. Beraber arabaya koyup 4 kişi Ceviz'i çocuğun evine götürdük, eve girmeden önce yakınlardaki Özgürlük Parkı'na gidip yürüttük, hayvan çok mutlu oldu. Sonra Ceviz'le çocuğun evine gittik, biz de 1 saat kadar orada oturduk, Ceviz oraya alışınca da yeni sahibiyle bırakıp biz okula geri döndük. Bu olay bayramın ilk günü oldu. Sonra 1 hafta Ceviz orada kaldı, 5 gün sonra ben gidip onları ziyaret ettim. Ceviz beni görünce deliye döndü, ne yapacağını şaşırdı, çok heyecanlandı. Beraber yürüyüşe çıktık, parka gittik, oyun oynadık, vs. Sonra ben yine onları bırakıp okula döndüm, ama ertesi gün genç çocuk bizi arayıp apartmanındaki kişilerden şikayet geldiğini ve ev sahibi olmadığı için imza toplayıp onu attırabileceklerini söyledi. Kampüste benim dışımda konuyla ilgili kimse olmadığı için kendim gittim, çocuklar birlikte Ceviz'i zar zor arabaya koyduk, kampüse geri getirdik... Sonra da çocukla vedalaştık... Ceviz aslında "evine" döndüğü için çok mutlu oldu, ama bize yine büyük iş düşüyor. I am not complaining, ve Ceviz'in olmadığı bir hafta boyunca kızımı gerçekten çok özledim, ama hayvanın günün 21-22 saati bağlı kalması... it breaks my heart. Şimdi hem sahibinden'e, hem de internetteki başka birkaç yere ilanlarını koyduk. Videoyu hazırlamamızın sebebi zaten insanların daha çok ilgisini çekmesiydi. Ceviz'i almak isteyen birkaç kişi çıktı ama bir kısmı İstanbul dışında, bir kısmının geçmişte köpeklerle deneyimleri iyi sonuçlanmamış onun için çok güven verici değiller, bir kısmı da yaş olarak çok küçük. Bakalım, iyi bir aile seçmeye çalışıyoruz...

Haziran'da mezuniyet planları yapıyorum. Ama daha tezi yazmaya başladın mı diye sorsanız verecek cevabım yok... Bir yandan postdoc bakıyorum, bir yandan da existential crisis'e girmemek için kendime zor hakim oluyorum. pofff...

Önümüzdeki yaz Viyana'ya mı gitsem??? :o)

Postsecret'ta geçen haftalardan birinde çıkan bu secret kafamı çok meşgul etti, meşgul etmeye de devam ediyor:

Son olarak: Öğrencilerimi çok seviyorum! Bazen beni sinir ediyorlar ama çoğunlukla çok tatlılar. :)

Tuesday, October 25, 2011

ceviz icin yuva ariyoruz


eger asagidaki videoyu izleyemiyorsaniz youtube linki surada.