2011'de sadece ve sadece 9 entry girdiğime inanamıyorum! Bununla birlikte en azından double digits'e geçeceğim, hiç yoktan iyidir... Yılın bitmesine daha 2 gün var ama iki günde de kayda değer birşey olmaz herhalde, onun için yılı değerlendirelim bakalım:
- 2011'in en önemli olayı: diyetisyene gitmeye başladım ve diyet ve spor yaparak 16 kilo verdim. Kendimle gurur duyuyorum, ne yalan söyleyeyim...
- 6 Aralık 2011 tarihinde İKSV Salon'da The Antlers konserine gittim. 2011'de gittiğim tek konserdi (klasik müzik vb. konserleri saymıyorum) ve etkisinden çıkmam 2-3 hafta sürdü. Konser çıkışı grup elemanlarıyla tanışmış olmam, onlarla birkaç dakikalığına da olsa muhabbet etmiş olmam günümü kat be kat neşelendirdi! Ne yalan söyleyeyim, ergen triplerine girip onları twitter'dan takip etmeye, facebook'tan yazdıklarını okumaya falan bile başladım!
- 2011 Temmuz'unda önce konferans için St. Petersburg'a, sonra da annemle gezmek için Paris'e gittim. İkisi de oldukça güzeldi. Tabi ki ikisinde de rejimde olduğum için doğru dürüst birşey yiyemedim ve Paris'e gitmiş olup da onların meşhur tatlılarından yememiş olmak büyük bir hata, ama "Bir sonraki sefere" demekten başka birşey yapamıyorum.
- Eğer herşey yolunda giderse 2011 Fall döneminde (bu dönem) doktora hayatımın son ders asistanlığını yapıyor olacağım. (Çok devrik bir cümle oldu, ne yaptıysam toparlayamadım!) Yani bu öğrencilerden sonra TA'i olacağım başka öğrenci olmayacak. Buna seviniyorum dersem yalan olur. Öğrencilerimi seviyorum :)
- 2011'de hayatımı değiştiren başka bir olay de kampüs hayvanları komitesine girmem oldu. Önce Mart ayında kampüste 3-4 dişi kedi birden yavruladı. Kar yağdığı için, yurtlarda hayvan bakmak yasak olduğu için ve birşey yapmazsak çoğu öleceği için çok agresif bir şekilde bir yandan onları izole bir ortamda büyütmeye, diğer yandan da yuvalandırmak için girişimlerde bulunmaya başladık. Doğum yapan dişi kedileri yavruları sütten kesilip yeni yuvalarına gittikten sonra teker tekre kırıslaştırdık. 9 dişi kediden bir tanesi ameliyattan çıkamadı, o da benim en çok baktığım, en çok sevdiğim Aylin'di... Kampüse Nisan ayında giren yeni köpeğimiz Ceviz'i yaz aylarından itibaren tasmaya bağlı tutmak zorunda kaldık. Öyle olunca da her allahın günü sabah akşam onu yürütüp, koşturup enerjisini harcatmamız ve tuvaletini yaptırtmamız gerekti. Ben de haftada 3 defa bu işi yapıyorum. Ceviz mükemmel bir köpek ve ona çok bağlandım. Hayatımda ilk defa köpeğe nasıl bakılır, nasıl yürütülür, nasıl davranılır, onları öğrendim. Kedim Reçel'den göremediğim "admiration" ve "unconditional love"ı Ceviz'den gördüm. İnsanlar neden köpek bakıyor, onu anladım. Ceviz'le yürürken, onunla takılırken kaç defa kahkaha attım, kaç defa gülmekten gözlerim yaşardı sayamıyorum!
Ama bu komiteye katılarak aynı zamanda çok ama çok büyük bir yükün altına girdim. Hayvanlarla ilgili her tür şikayete ben dahil 3-4 kişi koşturuyoruz. Çok zaman alıyor ve emotionally draining. Herkesi memnun etmeye çalışıyorsun, hayvanlar zarar görmesin, iyi bakılsın, mutlu olsun istiyorsun, ama her birine yetişmeye çalışırken kendini paralıyorsun ve enerjin bitiyor. Gerçekten öyle. Zaman alması da büyük bir sorun. Bazı haftalar research için kullandığım laptopu hiç açmadan haftayı bitirdiğim oldu. Tabi ki asistanlık da zaman alıyor, yani suçun tümü komitenin değil, ama tezimi yazmam gereken şu aylarda yanlış yoldan gidiyorum sanırım...
- 2011'de lise arkadaşlarımla çok çok az görüştüm. Geçen hafta şans eseri gördüğüm Ş. dışında en son Nisan'da liseden arkadaşlarla görüştüm. Hiç iyi bir durum değil. Ama yukarıda bahsettiğim zaman alıcı faktörlerden dolayı haftasonları eve gittiğimde bütün günü pijamalarımla oturup enerji depolayarak geçirmeye başladım. Neyse, önümüzdeki haftasonu için ufak bir get together ayarlandı, birkaç kişiyi en azından göreceğim.
- Tezimi yazmaya başlamam gerekirdi 2011'de, ama ben başlık dışında bir şey (henüz) yazmadım.
- 2011'de kendi tez hocam ve onun kendi tez hocası ile bir makale bastık. Hem de Astrofizik konusundaki en iyi dergilerden birinde. Şimdiden birkaç citation aldık, mutlu oldum :) TÜBİTAK'tan yayın teşvik bursu alabilmek için başvuruda bulunduk ama adamların "kabul ettiği" dergiler listesinde bu çok ünlü dergi olmadığı için avucumuzu yaladık. Okuldan birkaç yüz lira teşvik aldım, o bir nebze teselli oldu.
- Halihazırda tamamlanmak üzere olan ve yakında submit edeceğimiz 3 makale var, birinde ben first author'um. Bunları da umuyorum 2012'nin ilk yarısında bastıracağız. Bakalım...
- Pilates kursuna başladım. Okulun spor salonuna haftada iki akşam gidip bir saat boyunca vücuduma işkence yapıyorum. Ama etkisini görmek, makes it all worthwhile. (Bazen aklıma söylemek istediğim şeyin Türkçesi gelmiyor, üzgünüm.)
- 2011'de 29. yaşımı doldurdum. Doğumgünümde hiçbir şey, tekrar ediyorum, HİÇBİR ŞEY yapmadım. Bilmiyorum, son yıllarda yaşadığım hayalkırıklıkları yüzünden sanırım beynim bir self defense mekanizmasını harekete geçirdi. Artık doğumgünümle ilgili hiçbir beklentim yok. Belki de büyümenin getirdiği bir şeydir bu, bilemiyorum. Lisede depresif takıldığım dönemlerde hep ilerisini düşündüğümde 30 yaşından sonrasını gözümde canlandıramazdım. Bunun sonucunda da 30 yaşına gelmeden öleceğimi düşünmeye başladım. Şimdi düşününce bu inanış çok çocukça ve "emo" geliyor, ama bir yandan da bir sonraki yaşgünümle ilgili beklentimin ne kadar düşük olduğunu gözönüne seriyor: Eğer ölmediysem o zaman two thumbs up!
- Sanırım bu kadar. Haa az kalsın unutuyordum, 2011'de bir de Ayhan Sicimoğlu'nu keşfettim! Onun kadar on numara bir insan yok televizyonda. Adam benim kızdığım şeylere kızan, benim beğendiğim şeyleri beğenen, birçok dil bilen, dünyayı gezen, kültürlü, karizmatik ve yetenekli bir müzisyen. Dünyanın herhangi bir yerine giderken yanımda götürmek isteyeceğim ilk insan :)
Böyleyken böyle şekerler. Benim çok işim var, onun için 2011'e son noktayı koyuyorum ve okuyan herkese güzel bir 2012 diliyorum.
- 2011'in en önemli olayı: diyetisyene gitmeye başladım ve diyet ve spor yaparak 16 kilo verdim. Kendimle gurur duyuyorum, ne yalan söyleyeyim...
- 6 Aralık 2011 tarihinde İKSV Salon'da The Antlers konserine gittim. 2011'de gittiğim tek konserdi (klasik müzik vb. konserleri saymıyorum) ve etkisinden çıkmam 2-3 hafta sürdü. Konser çıkışı grup elemanlarıyla tanışmış olmam, onlarla birkaç dakikalığına da olsa muhabbet etmiş olmam günümü kat be kat neşelendirdi! Ne yalan söyleyeyim, ergen triplerine girip onları twitter'dan takip etmeye, facebook'tan yazdıklarını okumaya falan bile başladım!
- 2011 Temmuz'unda önce konferans için St. Petersburg'a, sonra da annemle gezmek için Paris'e gittim. İkisi de oldukça güzeldi. Tabi ki ikisinde de rejimde olduğum için doğru dürüst birşey yiyemedim ve Paris'e gitmiş olup da onların meşhur tatlılarından yememiş olmak büyük bir hata, ama "Bir sonraki sefere" demekten başka birşey yapamıyorum.
- Eğer herşey yolunda giderse 2011 Fall döneminde (bu dönem) doktora hayatımın son ders asistanlığını yapıyor olacağım. (Çok devrik bir cümle oldu, ne yaptıysam toparlayamadım!) Yani bu öğrencilerden sonra TA'i olacağım başka öğrenci olmayacak. Buna seviniyorum dersem yalan olur. Öğrencilerimi seviyorum :)
- 2011'de hayatımı değiştiren başka bir olay de kampüs hayvanları komitesine girmem oldu. Önce Mart ayında kampüste 3-4 dişi kedi birden yavruladı. Kar yağdığı için, yurtlarda hayvan bakmak yasak olduğu için ve birşey yapmazsak çoğu öleceği için çok agresif bir şekilde bir yandan onları izole bir ortamda büyütmeye, diğer yandan da yuvalandırmak için girişimlerde bulunmaya başladık. Doğum yapan dişi kedileri yavruları sütten kesilip yeni yuvalarına gittikten sonra teker tekre kırıslaştırdık. 9 dişi kediden bir tanesi ameliyattan çıkamadı, o da benim en çok baktığım, en çok sevdiğim Aylin'di... Kampüse Nisan ayında giren yeni köpeğimiz Ceviz'i yaz aylarından itibaren tasmaya bağlı tutmak zorunda kaldık. Öyle olunca da her allahın günü sabah akşam onu yürütüp, koşturup enerjisini harcatmamız ve tuvaletini yaptırtmamız gerekti. Ben de haftada 3 defa bu işi yapıyorum. Ceviz mükemmel bir köpek ve ona çok bağlandım. Hayatımda ilk defa köpeğe nasıl bakılır, nasıl yürütülür, nasıl davranılır, onları öğrendim. Kedim Reçel'den göremediğim "admiration" ve "unconditional love"ı Ceviz'den gördüm. İnsanlar neden köpek bakıyor, onu anladım. Ceviz'le yürürken, onunla takılırken kaç defa kahkaha attım, kaç defa gülmekten gözlerim yaşardı sayamıyorum!
Ama bu komiteye katılarak aynı zamanda çok ama çok büyük bir yükün altına girdim. Hayvanlarla ilgili her tür şikayete ben dahil 3-4 kişi koşturuyoruz. Çok zaman alıyor ve emotionally draining. Herkesi memnun etmeye çalışıyorsun, hayvanlar zarar görmesin, iyi bakılsın, mutlu olsun istiyorsun, ama her birine yetişmeye çalışırken kendini paralıyorsun ve enerjin bitiyor. Gerçekten öyle. Zaman alması da büyük bir sorun. Bazı haftalar research için kullandığım laptopu hiç açmadan haftayı bitirdiğim oldu. Tabi ki asistanlık da zaman alıyor, yani suçun tümü komitenin değil, ama tezimi yazmam gereken şu aylarda yanlış yoldan gidiyorum sanırım...
- 2011'de lise arkadaşlarımla çok çok az görüştüm. Geçen hafta şans eseri gördüğüm Ş. dışında en son Nisan'da liseden arkadaşlarla görüştüm. Hiç iyi bir durum değil. Ama yukarıda bahsettiğim zaman alıcı faktörlerden dolayı haftasonları eve gittiğimde bütün günü pijamalarımla oturup enerji depolayarak geçirmeye başladım. Neyse, önümüzdeki haftasonu için ufak bir get together ayarlandı, birkaç kişiyi en azından göreceğim.
- Tezimi yazmaya başlamam gerekirdi 2011'de, ama ben başlık dışında bir şey (henüz) yazmadım.
- 2011'de kendi tez hocam ve onun kendi tez hocası ile bir makale bastık. Hem de Astrofizik konusundaki en iyi dergilerden birinde. Şimdiden birkaç citation aldık, mutlu oldum :) TÜBİTAK'tan yayın teşvik bursu alabilmek için başvuruda bulunduk ama adamların "kabul ettiği" dergiler listesinde bu çok ünlü dergi olmadığı için avucumuzu yaladık. Okuldan birkaç yüz lira teşvik aldım, o bir nebze teselli oldu.
- Halihazırda tamamlanmak üzere olan ve yakında submit edeceğimiz 3 makale var, birinde ben first author'um. Bunları da umuyorum 2012'nin ilk yarısında bastıracağız. Bakalım...
- Pilates kursuna başladım. Okulun spor salonuna haftada iki akşam gidip bir saat boyunca vücuduma işkence yapıyorum. Ama etkisini görmek, makes it all worthwhile. (Bazen aklıma söylemek istediğim şeyin Türkçesi gelmiyor, üzgünüm.)
- 2011'de 29. yaşımı doldurdum. Doğumgünümde hiçbir şey, tekrar ediyorum, HİÇBİR ŞEY yapmadım. Bilmiyorum, son yıllarda yaşadığım hayalkırıklıkları yüzünden sanırım beynim bir self defense mekanizmasını harekete geçirdi. Artık doğumgünümle ilgili hiçbir beklentim yok. Belki de büyümenin getirdiği bir şeydir bu, bilemiyorum. Lisede depresif takıldığım dönemlerde hep ilerisini düşündüğümde 30 yaşından sonrasını gözümde canlandıramazdım. Bunun sonucunda da 30 yaşına gelmeden öleceğimi düşünmeye başladım. Şimdi düşününce bu inanış çok çocukça ve "emo" geliyor, ama bir yandan da bir sonraki yaşgünümle ilgili beklentimin ne kadar düşük olduğunu gözönüne seriyor: Eğer ölmediysem o zaman two thumbs up!
- Sanırım bu kadar. Haa az kalsın unutuyordum, 2011'de bir de Ayhan Sicimoğlu'nu keşfettim! Onun kadar on numara bir insan yok televizyonda. Adam benim kızdığım şeylere kızan, benim beğendiğim şeyleri beğenen, birçok dil bilen, dünyayı gezen, kültürlü, karizmatik ve yetenekli bir müzisyen. Dünyanın herhangi bir yerine giderken yanımda götürmek isteyeceğim ilk insan :)
Böyleyken böyle şekerler. Benim çok işim var, onun için 2011'e son noktayı koyuyorum ve okuyan herkese güzel bir 2012 diliyorum.

0 comments:
Post a Comment